Sapanca da spor turizmi ile ilgili yürüttüğüm çalışmalarda ciddi bir yol kat ettiğimi sizlere açıklamak isterim. Yakında, yürütmüş olduğum çalışmalarda ki gelinen noktayı detaylı bir şekilde sizlerle paylaşacağım. Yeni hastanenin hizmete girmesi ile birlikte Sapanca Atatürk Stadyumunun yani bizim kullandığımız adıyla Kestanelik Stadının bir başka yere nakli bir çok ortamda dillendirilmekte. Maalesef millet olarak, genel manada neyi nasıl, ne zaman, ne şekilde yapacağımızı, hiç bir vakit nokta atışı derecesinde kestirme gibi bir maharetimiz yok. İşte aynı durumla yine karşı karşıyayız. Stadyum kalksın diyenlerin yüzde 90’nına yakını spordan ve sosyal yaşantıdan uzak bireyler! Stadyum kalksın diye rahat rahat konuşan o bireyler yıllardır mezbelelik halinde olan spor tesislerimiz için ne tür bir iyileştirme yapmışlar, bundan bahsetmiyorlar! Nakil yapılan yere vasıtalarla taşıma yapılırmış, yok efendim ne gerek var taşıma suyla değirmen mi dönermiş. Bugün dünya’nın her yerinde sta...
Sevgili okurlarım bu hafta sizlere tarihi bir vesikayı hatırlatmak ve derinlerden dikkatinizi çekmek istedim. Bugüne kadar hiç duymadığınız, işitmediğiniz, bilgi ve fikir sahibi olmadığınız bir arşivi sizler için açtım. Sapanca’mızın mozaiğinin Türk tarihine damga vuran isimlerle dolu olduğunu tekrar vurgulamak istedim. Beşiktaş Jimnastik Kulübünün kurucuları, Ahmet Fetgeri (Aşeni), Mehmet Ali Fetgeri (Aşeni), Mehmet Şamil (Şhaplı), Hüseyin Bereket, Nazım Nazif (Ander) beylerdir. Ahmet Fetgeri (Aşeni) ve Mehmet Ali Fetgeri (Aşeni) kardeşler, Sapancalıdır. Ahmet Fetgeri Aşeni, 1886 yılında, kardeşi Mehmet Ali Fetgeri Aşeni 1890 yılında Sapanca’da doğmuştur. Sapanca’nın şu anki yerli ailelerinin olduğu gibi Fetgeri ailesi de Kafkasya göçmenidir. Kafkasya’dan göçen Musa Fetgeri Aşeni’nin Sapanca’da dört çocuğu dünyaya gelir. Bunlardan ikisi Ahmet ve Mehmet Fetgeri kardeşlerdir. Ahmet ve Mehmet Fetgeri kardeşler babaları vefat edene kadar yaşamlarını Sapanca’da sürdürdüler. Bab...
Etrafımızı saran 45 km²’lik alanın ötesine geçip gerçeklerle yüzleştiğimizde, kıt ve dar bakış açımızın geniş ufuklarda kendine yer bulmakta oldukça zorluk çektiğine her daim şahit oluruz. Sınırlarımızın dışına adım atıp, zaman zaman karşılaştığımız zorluklar karşısında çaresiz kaldığımızda, yaşamın kahvehanede devleti kurtarmaktan, onu bunu eleştirmekten, hükümet kurup bozmaktan ibaret olmadığını itinalı ve özenli bir şekilde kabul ederiz. Konuşurken mangalda bırakmadığımız küllerin bozuk para kadar itibari değerinin olmadığını acı bir şekilde tecrübe ederiz. Farkında olmadığımız, olamadığımız o kadar çok şeyin var olduğunu ister istemez görme ve tanıma fırsatına nail oluruz. Küçük dünyamızda kendimizi nasıl da büyük gördüğümüzün dersini boy aynasında haşmetli bir şekilde almaktan geri kalmayız. Sarılmak isteriz. Bir söze, kelimeye, cümleye, şiire ve yahut da kişiye. Aidiyetimizi sahiplenebilecek bir şahsiyete. Hemşehrimize, köylümüze, memleketlimize. Yeni insanlarla, ortamlarla, k...
Yorumlar
Yorum Gönder